“…´Sakıncalı´ Olan, ´Hangisi´?..”

(Onu bunu bilmem, bizim nesil Coğrafya ‘da, Faik Sabri Bey (Duran) tarafından büyütülmüştür; yoksa söylemiş miydim, o kırmızı kaplı ‘Büyük Atlas’ ı yok mu onun, elimize geçti mi, sanki dünyalar sahiden bizim olurdu; zaten, sanırım ‘Haritada Şehir Bulmaca’ oyununu da, o atlas üzerinde, bizim neslin çocukları keşfetti; peki, ya ‘İstanbul’dan Londra’ya Şileple bir Yolculuk?’ ; okuduğumuz o ilk seyahat romanı? Gerçek şu ki, dünya coğrafyasını, ya Faik Sabri Bey ‘in (Duran) kitaplarından öğreniyorduk, ya da Tarzan filmlerinden!

O zaman, şimdi öğrencilerin alıp okudukları, o kaymak kâğıda ofset basılmış, inanılmaz Coğrafya dergileri nerede? Hiç unutmam, lisedeki coğrafyacımız, çilli ve kızıl saçlı, ufak tefek bir adam; zengin hayal gücü sayesinde, bizi adeta teshir ederdi; diyordu ki mesela, ”- … O koskoca Hindistan platosu üzerinde, sıra devler gibi yükselen korkunç Himalayalar!..” . Macera filmi gibi bir ders! Sanırım, şu son Ermeni ‘olayını’ yaratan Amerikan Coğrafya dergisinden, ilk o söz etmişti bize, hem de ne övgülerle! Gerçekten elinize aldınız mı, şaşar kalırdınız; en kaliteli resimlerle, ne Zulu ‘ların memleketi kalırdı, gezmediğiniz; ne de, o ince ve uzun Masai ‘ler; bu sayısında, golf-stream ‘in esrarı araştırılırdı, ötekisinde, fildişi tüccarlarının kaçakçılığı!..

Ne kadar safmışız! Aslında Batı, asıl büyük hınzırlıklarını; böyle fiyakalı dergilerin, süslü püslü ve adeta iyi niyetli görüntüsüyle saklarmış!.. Aynen ayrıntılarını şimdi okuyacağınız bu olayda olduğu gibi…)

‘… Çok yürekli dürüst bir Edvar…’

”… O derginin Mart ‘Amerika/Dünya’ baskısında, Ermenistan hakkındaki 12 sayfalık bir makalede, Türkiye’ye ve Türklere yapılan sataşma, New-York’taki Türk/Amerikan Asamblesi tarafından dergiye protesto ile bildirilir ve olay e/ posta ile duyurulur. Ancak ajansların ve gazetelerin ABD’deki temsilcilerinin, ne dergideki yazıdan haberi vardır, ne de Türk Asamblesi’nin tepkisinden; ya da bu haber Türk kamuoyuna aksettirilmez…”

”… Olay 5 Mart tarihinde bana intikal eder, kendi grubumuzda ne yaparız diye danıştıktan sonra, 10 Mart’ta dergiye bir e-mail ile cevabım bildirilir ve ‘alındı, ilgileniriz’ cevabı gelir . Olayı mufassal bir e- posta ile 12 Mart’ta, marûf iki gazetenin 10’dan fazla köşe yazarına bildirdim, kaynak, e-posta (Kanada ve USA) verdim; fakat bir Allahın kulundan tık sesi gelmedi…”

”… İş inada bindiğinden, 15 Mart’ta hazırlanan ilan metni, reklam ajansı ile beş gazeteye iletildi; ancak gazete ‘hukukçuları’, bu ilanın basılmasını ‘sakıncalı’ gördüler; 18 Mart’ta ikinci kez, değişik dört gazeteye daha yollandı ve bunlardan yalnız Vatan gazetesi kabul ederek, 20/21 Mart günleri ekonomi sayfasında bastı ve tanımadığım vatandaşlardan -yeterli sayıda olmasa da- anlamlı tepkiler geldi. Ne yazık ki ne Vatan ne de diğer gazetelerin meşhur köşe yazarları, ‘bu hikâye nedir, bir öğrenelim’ tarzında tepki vermediklerine göre, bu yazarların bilgisayarlarındaki okuyucu mektuplarına ve gazetelere bakmadıkları anlaşıldı…”

”… Edvar Taşcı adında, New-York’ ta yaşayan , Türkiye’ den gitme, Amerikan vatandaşı bir Ermeninin dergiye yazdığı, çok mufassal, uzun ve doğru mektubun muhtevasını okuyup da mahcup olmamak mümkün değil. Bizi kendi basınımız değil, Edvar adında çok yürekli bir dürüst insan savunmaktadır. Arzu edenlere bu eğitici uzun yazı, bilahare e-posta ile gönderilebilir. Sizlerden gelen teşvik ve bazı ‘Kuvayı Milliye’ benzetmesi üzerine, bu olayda kalemi elden bırakmamayı; hep birlikte, e-posta sistemi ile devlet ve ortada görülmeyen ‘sivil demokratik’ örgütleri uyandırmayı yeğledim…”

”… Ermenilerden yüzlerce, belki de binlerce ‘az bile yazdınız, tebrik ederiz’ mesajı gitmiştir ve bunların bazıları Nisan/Mayıs sayılarında mutlaka basılır. Bu olaylarda en ufak dahli olmayan ve hatta bizlerle kardeşçe yaşadıkları için hoş görülmeyen yerli yabancı bütün Ermenilere karşı, daha da anlayışlı olmak, sapla samanı ayırmak hepimizin görevi. Ucuz tahriklere kapılmayalım…”

‘… Galiba yine oralardayız…’

( … İnsan neyi merak ediyor? Gazete ‘hukukçuları’ nın, işadamı yurttaşın yayımlamak istediği ilanı, niye ‘sakıncalı’ bulduklarını?

O ünlü derginin, göz göre göre, ülkemizi ‘soykırım’ la suçlamasını, Ermenistan ‘ın Ağrı Dağı ‘nda gözü olmasını yazmayı ‘sakıncalı’ bulmuyor; derginin o sayısını, Türkiye ‘ye göndermemesini ‘sakıncalı’ bulmuyor; derginin Türkçe nüshasında, o yazıyı yayımlamamasını, ‘sakıncalı’ bulmuyor; bizim gazetelerimiz, yüreği yanmış bir işadamının, protesto ilanını yayımlamayı, ‘sakıncalı’ buluyor; iyi de neden? Siz Allah aşkına, bu garip mantığı izah eder misiniz bana?

Ortalıkta hınk deyiciden geçilmiyor, şimdi ister misiniz birisi çıkıp, eskiden olduğu gibi, ‘Düvel-i muazzama’, daima haklıdır’ desin? Biliyorsunuz ‘Tanzimat’ Sadrazamı Fuat Paşa, ‘İngiltere’yle aramız bozulmasın diye, onlara Osmanlı mülkünden bir vilayeti vermeye’ hazır idi: eh, Kıbrıs ‘ta olanlara bakarsanız, galiba yine oralardayız! Edvar ‘a gelince, o Pandikyan Efendi ‘lerin, Tosunyan Efendi ‘lerin torunu; ‘yurt’ ne demektir, ‘millet’ ne demektir, çok iyi biliyor…

Cumhuriyet, 12.04.2004