“…Sıfıra Sıfır, Elde Var Sıfır!..”

(… ‘Avrupa Birliği’ patırtısının, arkasında bıraktığı; benim açımdan bakarsanız, bir başyazıdan birkaç satır; şehirlerarası bir telefon muhaveresinden, aklımda kalan birkaç cümle! O kadar mı önemsizdi? Hayır, tam tersine; o kadar önemli! Başyazı, Cumhuriyet ‘in başyazısı; tesbiti de şudur:

(Tesbit/1. ”… sonuçta Brüksel’de olan bitenler, diplomasi karmaşası görünse de, basit bir hesaba oturuyor: 1/ Avrupa Birliği, müzakere tarihi dışında, hiçbir şey vermiyor. 2/ Türkiye, müzakere tarihi dışında hiçbir şey almıyor, ama Kıbrıs’ı veriyor. 3/ ‘Serbest Dolaşım’dan yoksun bırakılıyor. 4/ Müzakere’nin ‘ucu açık’, sonuç meçhul: Türkiye’nin en az 10, en çok 20 yıl AB’nin, yakın denetimi altına gireceği kesin!…” (Cumhuriyet, 18 Aralık 2004).

Aynı gün, hatırını sormak amacıyla, telefonla Trabzon ‘da kendisine ulaştığım bir dost; televizyonda, Brüksel değerlendirilmelerini izlemekteymiş; bir köşe yazarının tesbitini, sıcağı sıcağına nakletti:

(Tesbit/2. ”… Avrupalıları anlamamız kabil değil! Hem ısrarla onları benimsememizi, onlar gibi olmamızı istiyorlar; hem de bunu gerçekleştirip, onlardan olmak istediniz mi, kesinlikle aralarına almıyor, yorgunu daima yokuşa sürüyorlar…” )

Her ikisi de doğrudur, çünkü çoğumuzun medeniyetin ‘zirvesi’ sandığı Batı (ABD ve AB) ‘Keşifler Yüzyılı’ ndan ‘Dünya Savaşları Yüzyılı’ na kadar devam eden süreç boyunca dünyayı soyup soğana çeviren ‘Beyaz, Batılı ve Hıristiyan’ Emperyalizm’ in ta kendisidir; amacı yeryüzünü daha uygar bir aşamaya geliştirmek değil; daha zengin, daha müreffeh olabilmek için, ‘kullanmak’tır: Evet, ‘kültürsüzleştirip’ seni kendisine benzetir; ama benzeyecek gibi oldun mu, ‘maymun muamelesi’ yapar; hele ‘çıkarları’na dokunursanız, maazallah!…)

Avrupa’nın ‘kilise mantığı’!…

(Çağrışım/1. ”… Dr. M’ba’ yı tanıyorsunuz; o tarihte, henüz stajyer; Quartier Latin ‘de Afrika giysileriyle dolaşıyor; her sabah, saçlarını kazır, dazlak; mısır sapından yapılmış piposunu tüttürür, işte o zenci güzeli derdi ki:

”… Batı, aynen Roma gibi, medeniyeti, kendisinden ibaret sayar; yani Avrupa’nın ve Avrupalının dışında, herkes ‘barbar’; bir ‘barbar’ ne kadar ‘Romalı’ olabilir ki? Hiçbir zaman!…”

Montparnasse ‘daki Dupont Kahvesi’nde, Calvados bardağını, pembe avucunda ısıtarak, muhtemelen şuna benzer şeyler söylerdi:

”-… baksanıza, Karl Marx gibi uluslararası bir dâhi bile, aynı yanılgı içindedir; kafası Avrupa düzeyinde işlediği için, XX. yy’ın dünyada bir ‘sosyalist devrimler yüzyılı’ olacağını iddia etmiştir; ne Emperyalizm’i ve yeryüzündeki tahribatını görebiliyordu; ne de bunun hazırladığı Kurtuluş Savaşları’nı ve demokratik devrimleri: XX. yy, onun istediği gibi olmadı, Kurtuluş Savaşları’nın ve demokratik devrimlerin yüzyılı oldu…”

M’ba böyle ahkâm keserken (1960’lar) ne ‘Sosyalist Blok’ dağılmıştı, ne de SSCB; meğer üç çeyrek asır ömründe, bir ‘sosyalizm parantezi’ olacakmış; yerini, sonrakilerin beklentisine bırakarak, ufalanıp gitti ama, ‘ulusallık’ üstelik gittikçe daha ‘toplumsallaşarak’ devam ediyor; Batı ‘nın aslında bir türlü içine sindiremediği, katlanamadığı budur: ABD de, AB de, ‘Tam Bağımsız ve ‘Özgür’, -onlar gibi ‘ulusal’- devletleri; ya ‘manda’ ya ya da ‘düpedüz sömürgeye’ dönüştürmek telaşındadır.

‘Ulusalcılık’ın, gün geçtikçe daha çok anti/emperyalist vasıflar kazanıyor olması, buradan doğuyor…)

Türkiye’nin orada işi ne?

(Çağrışım/2. ”… sırası düşmüştü de, sanırım şöyle bir dokunup geçmiştik: Bolşevikler, (Rus Sosyaldemokrat Partisi ‘nin ‘solcu’ kanadı) örgütün en radikal -dolayısıyla en Avrupalı- kanadı idi: bunlar, Ekim Devrimi ‘nin (1917) yeryüzü ‘mazlumları’ nın alayını, ayaklandıracağını sanıyorlar; bunu sağlamak üzere, bağlı bulundukları II. Enternasyonal’e (Brüksel) başvurmuşlardı. Ne beklenir? Avrupa sosyalist partilerinin, davete katılması mı? Gerekeni budur ya, gerçekleşmez!

Nedenini, daha Alliance Française ‘de Fransızca öğrenirken (1949), Trotskist sınıf arkadaşım Mark (Apter) şöyle açıklardı:

”- Brüksel Enternasyonal’i Avrupalıydı, yani ona bağlı işçiler ve partileri, Üçüncü Dünya’nın sömürülmesinden, yeterince pay alıyorlar; Rusların çağrısına uyarlarsa, ‘sömürgeleri’ elden gidecektir, ‘avantaları’nı kaybedecekler. Avrupa Sosyalizm’i, Sovyet çağrısına bu yüzden hayır demiştir; hem işine gelmediği, hem başını o çekmediği için! Aksi halde, Moskova’nın III. Enternasyonal’i örgütlemesine, ne lüzum vardı ki?…”

Avrupa Birliği, hâlâ kendisini Roma zanneden, devrini ikmal etmiş, yaşlı ve köhne bir Emperyalizm ‘dir; ona karşı ilk ‘kurtuluş savaşını’ kazanmış Türkiye ‘nin, onun içinde ne işi var?)

Cumhuriyet, 27.12.2004