Son nefeste Attila İlhan…

Osman Özsoy

ATTİLA İlhan bir röportajında Ben müritlerim olsun istemedim, ama oldu der.

Attila İlhan bir ekoldü. Fakat beni en çok etkileyen tarafı, çalışkanlığı ve üretkenliği oldu. Atatürk’ün İsmet İnönü’yü neden başbakanlıktan aldığıyla ilgili tespitleri, İnönü dönemi CHP’si hakkındaki görüşleri, İnkılap Tarihi kitaplarını yeniden yazdıracak kadar farklıydı. Misyoner okullarından mezun olanlara temkinli yaklaşımı, Osmanlı’ya olan hayranlığı dikkat çekiciydi.

Cumartesi akşamı Kanaltürk’te yayınlanan son programına şans eseri denk geldim. Programı izlerken, ne söylediği kadar, bir şeyler söylemek için gösterdiği çaba da dikkatimi çekti. İçimden Ne enerji diye geçirdim. Oğlum fark etmiş olacak ki, Attila İlhan’ın kaç yaşında olduğunu sordu. 75-80 vardır dedim.

BSF Akademi’den Kemal Çiftçi Bey ile salı günü sohbet ederken, Attila İlhan ölmüş dediğimde şaşırdı. 80 yaşındaki insanın ölümüne neden bu kadar çok şaşırdığını düşünürken, pazar günü TÜYAP Kitap Fuarı’nda uzun bir kuyruğa denk geldiğini, acaba bu ne kuyruğu diye merak ederken, Attila İlhan’a kitaplarını imzalatmak isteyen hayranları olduğunu gördüğünü söyledi. Dikkat ettim, yorgun görünüyordu. Bir rahatsızlığı mı var acaba diye düşündüm dedi.

Veda imzaları…

ATTİLA İlhan’ın ilerleyen yaşına rağmen son nefesine kadar çalışma azmi, atlar ayakta ölür sözünü hatırlattı. Bilirsiniz, atlar son ana kadar ayakta dururlar. Düşüp öleceklerine ihtimal vermeyeceğiniz kadar asil bir duruşları vardır. Sonra aniden düşerler ve bir daha kesinlikle kalkmazlar.

Attila İlhan’ın ölümü de öyle oldu. Doktorların, bu kadar yükü insan bünyesi kaldıramaz uyarılarına rağmen, son nefesine kadar çalıştı. Hasta haline rağmen, sanki bir veda gibi, pazar günü saat 12.00’den 19.00’a kadar tam 7 saat boyunca kitaplarını imzaladı. Cumhuriyet gazetesindeki yazılarına sağlık gerekçesiyle ara verdiğinin okuyuculara duyurulduğu günün akşamında, hem de son romanının kalan birkaç sayfası üzerinde çalışırken son nefesini verdi. Yaşamındaki fırtınalar gibi, ölümündeki finali de kendine yakışan türden oldu.

Bu tablo, genç yaşta emekli olup kahvehane köşelerinde zaman öldürmeye çalışanlara, işten uğraştan elini çekerek yıllar yılı boş oturanlara örnek olmalıdır.

İlk romanı Sokaktaki Adam basıldığında 10 romanı vardı. Fakat bunların hiçbirini gün ışığına çıkarmadı. Nedenini, Yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatır. O da romancılık değildir. Günlük tutmak gibidir diyecek kadar kendini aşmış biriydi.

İnsan ne zaman ölür…

İNSAN biyolojik ömrü sona erdiğinde, yâni son nefesini verdiğinde ölmez. O her canlının başına gelecek, kaçışı olmayan mukadder sondur. İnsan asıl; üretmediği, bir şeyler ortaya koymadığı zaman ölür. En acıklı ölüm de budur. Yaşarken ölmek…
Üreten insanlar ölmezler. İnsanların yararlanacağı bir eser, bir kıymet ortaya koyanlar, biyolojik olarak ölseler bile, varlıklarını sürdürmeye devam ederler. Nitekim rahmetli Barış Manço, İnsan öldüğü zaman değil, unutulduğu zaman ölür derdi.

Zaten yoktular…

ATTİLA İlhan’ı son yolculuğuna uğurlarken, yazımı, çok sevdiğim Böyle Bir Sevmek adlı şiiriyle bitireyim; “Ne kadınlar sevdim zaten yoktular / yağmur giyerlerdi sonbaharla bir / azıcık okşasam sanki çocuktular / bıraksam korkudan gözleri sislenir / ne kadınlar sevdim zaten yoktular / böyle bir sevmek görülmemiştir / hayır sanmayın ki beni unuttular / hâlâ ara sıra mektupları gelir / gerçek değildiler birer umuttular / eski bir şarkı belki bir şiir / ne kadınlar sevdim zaten yoktular / böyle bir sevmek görülmemiştir / yalnızlıklarımda elimden tuttular / uzak fısıltıları içimi ürpertir / sanki gökyüzünde bir buluttular / nereye kayboldular şimdi kim bilir / ne kadınlar sevdim zaten yoktular / böyle bir sevmek görülmemiştir.