Son yolcunun adı Attila ilhan’dı

Ülkü Tamer

Selim İleri’nin, edebiyatımızın usta şairi Attila İlhan’la yaptığı söyleşi “nam-ı diğer kaptan” adıyla kitaplaştı. İleri’nin kitabı yakın tarihin renkli anılarıyla dolu

Önce açık açık söyleyeyim: İlkgençliğimde beni en çok etkileyen şair Attila İlhan olmuştur. “Sisler Bulvarı”nı neredeyse baştan sona ezber etmiştim. “Yağmur Kaçağı”nın yayımlanışını ise eşi az bulunur bir sevinçle karşılamıştım. O yaşta kendi kitabım yayımlansa ancak o kadar sevinirdim. Kasap kağıdından kapaklı büyük boy kitabı nereye gitsem yanımda taşımıştım. Antep’te Kırkayak Bahçesi’nde Cevat Özer’e kim bilir kaç kere okumuştum.
İlk şiirlerim hep Attila İlhan’a öykünerek yazıldı.
Yalnız şiirleri değil, fotoğraflarından gördüğüm kadarıyla, giyim kuşamı bile etkilerdi beni. Siyah bir balıkçı kazağı almış, bir de uzun atkı edinmiştim.
O kazağı giyip atkıyı boynuma birkaç kere dolayınca, üstüne üstlük Pia’ya özenip bir de “Lucia” diye şiir yazınca, benden büyük şair yoktu.

***

Yıllar sonra tanıştım Attila’yla. O şimdi hatırlamaz. Nereden hatırlasın! Benim gibi çiçeği burnunda bir şair değildi ki.
Şiirlerim Pazar Postası’nda yayımlanıyordu. İkinci Yeni’nin filizlenmeye başladığı dönem. Bazı şiirlerimi de Seçilmiş Hikayeler dergisine göndermiştim.
Yolum Baylan Pastanesi’ne düştü bir gün. Masalardan birinde Attila İlhan’ı gördüm. Bana, bir yerlerden tanıyormuş gibi baktı. Cesaret alıp masasına gittim. Tanıştık. Karşısına oturttu.
“Seçilmiş Hikayeler’e gönderdiğin şiirleri okudum” dedi. Elini cebine attı. Benim şiirleri çıkardı. “Beğendim. Onları topluca yayımlamak, seni lanse etmek istiyoruz” dedi.
Bir şair adayı için bundan büyük mutluluk olur mu!
Şiirlerimi masaya, elini de şiirlerimin üstüne koydu.
“Ama bir karar vereceksin” dedi. “Ya Pazar Postası ya Seçilmiş Hikayeler.”
Elimi uzatıp şiirlerimi çektim. “Pazar Postası” dedim.
Kızmadı. Gülümsedi. Sonra biraz çene çaldık. Ayrıldık.
Yıllar sonra dost olduk. İzmir’e yolum düştüğünde Demokrat İzmir’de ziyaret ettim onu. Hatırladığını yine sanmıyorum, beni Yeşilçam’a oyuncu olarak yollamak istedi. Karacan Yayınları’nı yönettiğim dönemde “Fena Halde Leman”ı yayımlama mutluluğunu bana verdi.
En sevdiğim şairler arasındaki yerini de hep korudu.

***

Selim İleri’nin Attila İlhan’la uzun söyleşisi “nam-ı diğer kaptan / Attila İlhan’ı Dinledim” (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) adıyla yayımlandı.
Bir yazarla bu tür söyleşi yapabilmek için sadece ön çalışma yeterli değil elbet. O yazarı okumuş, anlamış, sindirmiş olmak gerekiyor. Kitapta Attila İlhan’ın yaşam öyküsü, görüşleri kadar Selim İleri’nin “Attila İlhan sevgisi” de etkileyici biçimde beliriyor. Ne kadar acı… Yazarlar arasında diş bilemelere, hor görmelere, dalga geçmelere öylesine alışmışız ki, bu tür sevgi belirtileri bile bize şaşırtıcı geliyor.
(Hemen bir anı daha: Uluslararası önemli bir şiir şenliğinde ünlü bir şairimizle birlikteydim. Yabancı şairlerin hiçbirini tanımıyordu. Kimi uzaktan görse “Bundan şair olmaz” diyordu. Birini gözüne kestirdi. “Bak” dedi, “bu adam mutlaka iyi şairdir.” “Evet” dedim, “Nobel adayları arasında bile adı ediliyor. Gerçekten çok iyi şair.” Bizim sanatçı patladı: “Yok canım, iyi şair dedikse o kadar da değil!”)
“nam-ı diğer kaptan”, Attila İlhan’ın anıları. Galiba bu yazı da, o kitabın tanıtımı değil, benim anılar oldu. Ama ne edeyim, daha önce de belirttim, eleştirmen değilim ben; bu yazılar da eleştiri değil, kitapların yarattığı çağrışımlar, izlenimler.
Selim İleri’nin “dinlediği” Attila İlhan’ı siz de dinlemek isterseniz, kitabı alarak bu keyifli söyleşiye katılabilirsiniz. Hem “son yolcu”yu daha iyi tanıyacak, hem de yakın tarihimizin sanat ve toplum yaşamından “renkli manzaralaröla karşılaşacaksınız. Sıkılmayacağınıza güvence veririm.

BİR DAKİKA ARA

“Sonbaharın yabancısı”
Selim İleri’nin söyleşinin sonunda “Bu Kitap İçin Küçük Antoloji” yer alıyor. Yayımlandığı sıralarda bizleri çok etkilemiş, ama sonradan “Ben sana mecburumöların gölgesinde kalmış, antolojilere girememiş bazı Attila İlhan şiirlerini o bölümde yeniden görmek çok güzel. Bir zamanlar dilimizden düşürmediğimiz “maria missakian”ı buraya aktarmak istiyorum:

***

maria missakian
yüksekkaldırım’da bir akşam
maria missakian’ı düşündüm
eğer kendimi bıraksam
yağmur olabilirdim yağardım
kasım’da bir çınar olurdum
yaprak yaprak dökülürdüm
kalbimi sıkı tutmasam

döküp saçıp boşaltsam
içimde yükselen şiiri
kaldırımlara döküp harcasam
gözleri balıkçıl gözleri
dudaklarında tutup rüzgarı
maria missakian adında biri
gelse göğsüme kapansam