“…Sultan Galiyef, ´Haklı´ Çıkmadı mı?…”

… yok efendim, telâşa mahal yok; Komünizm propagandası filân yapılmayacak; niyetim, Beynelmilelci Komünizm ‘de bile, ‘ulusalcılığın’, ‘ulusal sentez’ in, ulusal aydın’ ın önemine işaret etmek!

Tek ülkede sosyalizm, ulusalcılıktır

Malûm-u âliniz, Bolşevikler ‘in ‘Beynelmilelciliği’ , ancak ‘yoldaş’ Zinovyef ‘in Komintern ‘in başında bulunduğu müddetçe sürmüş; ‘yoldaş’ Stalin, 1921 ‘den başlayarak, ‘Tek Ülkede Sosyalizm’ şiârıyla, diyalektik olmakla beraber, düpedüz ulusalcı bir sosyalizm sentezi sayılabilecek ‘Marksizm / Leninizm’ uygulamasına geçmiştir.

Dikkat isterim, Marksizm demedim, Marksizm / Leninizm dedim; zira Bolşevizm , diyalektiğin Rusya koşullarına göre, ayarlanması anlamına geliyor ki, bir manada, Marksizm ‘in Leninist bir yorumudur; dürüst olduğu için de, Marksizm demiyor, Marksizm / Leninizm diyor. Nitekim, yalnız yaman bir savaşçı olarak kalmayan, Josip Broz Tito , sosyalist ülkesinin koşulları ve çıkarları, diyalektiğin aynı istikamette fakat farklı bir sentezini gerektirdiği zaman, bağımsızlığını ilan ederek sonradan adına ‘Titizm’ denilecek olan, Yugoslavya ‘nın Ulusalcı / Marksist sentezini deniyor, ülkesini ve halkını, senelerce yükseltip mutlu ediyor.

Evet haklısınız, Maozedun ‘un yaptığı da, benzer bir çabadır: Yâni, Marksizm ‘in diyalektiğini, Çin ‘in koşullarına ve çıkarlarına göre bir senteze dönüştürmek; o yüzden de, Moskova ‘yla arası açılmış; ‘Mao Düşüncesi’, Marksizm ‘in Çin ‘e uygun bir bileşimi hâline dönüşmüştür. Yalnız bunlar mı canım, Fidel Castro da, Enver Hoca da, İmre Nagy de ‘Marksisttiler’, ama Marksizm ‘i yorumlamaları, hepsinin kendi ülkelerinin koşullarına göre oldu; sonuçta, ‘Beynelmilelci’ Sosyalizm , aynı niteliği muhafaza etse de, uygulaması, özellikle düşünür ve aydınlarının, sentez araştırması, -deyim uygun düşerse- ‘ulusalcı’ çizgiyi izledi: Böyle olmak zorundaydı, zira Sosyalizm ‘in mucidi Batı’lı ülkeler; Rusların Sosyalizm’i; yâni Moskova Beynelmilel Sosyalist İhtilâlini başlattığı, sürdürebilmek için de Brüksel’in yardımı istediği halde; her şeyden önce, sömürgelerdeki ‘Ulusal’ çıkarlarını düşünen, Batılı Sosyalistler , hiç tınmamış; o yüzden de, daha o zaman Sultan Galiyef,

”Avrupa toplumunda burjuvazinin yerine geçecek bir proleterya yönetimi, mazlum ulusların durumunda hiçbir değişiklik yapmayacaktır; böyle bir değişiklik olduğu takdirde, bu mazlum ulusların halkları için, iktidara yeni bir efendinin geçmesinden başka bir anlam taşımayacaktır” (1922) demiş, üstelik zaman içinde haklı çıkmıştır.

Ulusal demokratik devrim’de durum farklı mı?

Neticede Enternasyonalizm’i, Komintern’in marşında bile benimsemiş olan, III. Enternasyonal ülkeleri, Marksizm ‘in ulusal ve ulusalcı sentezlerini denemişlerdir. O öyledir de, ondan çok önce savunulmuş ve uygulamasına geçilmiş, ‘Ulusal Demokratik Devrim’ öyle değil midir? Üstelik onun adı üzerindedir ve ‘Ulusal’dır , sentezinin de ‘ulusalcı’ olmasından tabii bir şey yoktur; o kadar ki, günümüzde, ‘Avrupa Birliği’ oluşturulmaya çalışılırken, işe iştahla başlamış bazı ülkelerde, itirazlar yükselmiş; çünkü Fransa ‘nın ‘demokratik’ çıkarlarının, Almanya ‘ya; İspanya ‘nınkilerin İngiltere ‘ye uymadığı görülmüştür; birisinin öbürüne dönüşmesi için, ancak ‘sömürgeleşmesi’ gerektiği anlaşılmıştır.

Peki, Türkiye ‘nin Ulusal Demokratik Devrimi’ni gerçekleştiren Mustafa Kemal Paşa , daha o zaman ‘Emperyalizm’ i mahkûm eder, ‘Mazlum Halkları’ savunurken, gerçekleştirilecek sentezin, mutlaka ‘ulusal ve bağımsız olmasını’ savunduysa, kabahatli midir? ‘Hürriyet ve İstiklâl benim karakterimdir’ derken, apaçık bunu söylüyordu; Ulusal Demokratik Sentez ‘in, Batı ‘lı ülkelere karşı olduğu kadar, Doğu’ lu -hatta sosyalist ülkelere karşı da- ‘özgür ve bağımsız’ olmasını savunmuş oluyordu. Türkiye Anti/Emperyalist ‘liğini terk edip, savaşarak elde ettiği bağımsızlığını kenara bırakıp, ‘Batıcılık’, ‘Batılı Aydın’, ‘Lâiklik’ -yoksa Masonluk mu demek istiyorlardı- örtüsü altında, yeniden ‘Tanzimatçılığa’ yâni kopyacılığa ve taklidçiliğe dönmüştür. Bu da, bildiğiniz gibi, ‘Sistem’ in zaten istediği ve uyguladığı bir egemenlik biçimidir ki, Albertini bunu şöyle ifade etmişti:

”… Emperyalist, yâni sömürgeci, yerli halkın, metropoliten sömürgeci halka benzemesi amacıyla, eski anlayış ve kuruluşlara yeni bir biçim vermeye çalışır ama, yerlileri aşağı düzeyde tutarak, tam bir benzerlikten kesinlikle kaçınır. (…) Hiçbir uygarlık Avrupa uygarlığından üstün değildir. Bu arada yerlilerin, daima aşağı bir varlık olduklarına ve hiçbir zaman düzelmeyeceğine inanılmaktadır…” (Bkz. Az Gelişmişliin Mekanizması)

Alay mı ediyorsunuz?

Böyle bir durumla karşılaşırlarsa, o halkların, haysiyet ve kültürlerini korumak; belki de kurtarmak için, eskisine, yâni ümmet sentezine sığınmalarından başka, bir yol kalmış mıdır? Hadi söyleyin, deyin ki biz ulusal ve demokratik bir sentez oluşturduk, ama bunlar onu reddediyor; yok canım, siz bu halkla alay mı ediyorsunuz!

Cumhuriyet, 16.05.2005