“…´Tam Manasıyla, Faşizm´!..”

… Serbest Fırka ‘olayı’ ndan beri, gizli bir diş ağrısı gibi, sürüp giden gerilim, korkulan sonucu nihâyet verdi. Bunu, o döneme ait en iyi araştırmalardan birisini yapmış olan, Dr. Necdet Ekinci , az ve öz şöyle anlatıyor:

”… Atatürk’ün İsmet İnönü ve (onun) en yakın yardımcısı Recep Peker’e olan güvensizliğinin ilk ortaya çıkışı; Serbest Cumhuriyet Fırkası ‘olayı’nda, yeni partiye karşı İsmet İnönü’nün takınmış olduğu olumsuz tutum yüzündendi. İkinci sebep ise Recep Peker’in devlet yönetimi konusundaki ihtirasları ile Alman ve İtalyan rejimlerine olan aşırı eğilimidir…”

”… Atatürk ilk olarak, 1936 yılında Recep Peker’i kilit görev olan CHP Genel Sekreterliği’nden almış, yerine Dahiliye Vekili Şükrü Kaya’yı atamıştır; bu olaydan bir yıl sonra, 1937 Eylülü’nde, İsmet İnönü’yü başvekillikten almış, yerine Celal Bayar’ı getirmiştir; böylece, yıllar sonra da olsa, çok partili düzene sed çekenleri, Türk Devletçiliğini aşırı akımların (yâni Faşizm’in) yanına çekmeye çalışanları, bir anlamda iktidardan uzaklaştırarak etkisizleştirmiş, yerine Liberalizm’e inanan birini getirerek, Türk siyasal rejiminin önünü açmıştır…” (bkz. ‘Türkiye’de Çok Partili Düzene Geçişte Dış Etkenler/Toplumsal Dönüşüm Yayınları/Ekim 1997)

Peki, nasıl cereyan etmiş bu olay? Bunun tafsilâtı nedir derseniz, bu; o zamanki Riyâset-i Cumhur Kâtib-i Umûmisi Hasan Rıza Bey ‘in (Soyak) kitabında, ince ince işlenmiştir; bakar mısınız, Gâzi ‘yi nasıl öfkelendirmişler:

Hasan Rıza Bey’in ‘tanıklığı’

”… Recep Peker Avrupa’da, bilhassa İtalya ve Almanya’da; o zaman epeyce dedikodulara sebep olan, uzun ve masraflı bir tetkik seyahati yapmıştı; dönüşünde, yakında toplanacak olan ‘parti kurultayı’na -ki bu Atatürk’ün hayatında toplanan son kurultaydır- arz edilmek üzere, yeni nizamnâme ile çok uzun, çok teferruatlı bir program hazırlamıştı. Bunlar, partinin genel başkanvekili -fiilî başkan ve başbakan- İsmet İnönü tarafından da kabul ve imza edilerek partinin Genel Başkanı Atatürk’e takdim edilmek üzere, bana tevdi olunmuştu…”

”… bir akşamüstü elime geçen bu evrâkı, acele ile, biraz karıştırdıktan sonra, Atatürk’e götürdüm; kısaca neye dair olduklarını, bana bizzat başbakan tarafından verildiğini arz ettim; misafirleriyle beraber, sofraya oturmak üzereydi: ”- … kütüphanede masamın üstüne bırak sonra okurum’ buyurdu, emrini yerine getirerek köşkten ayrıldım…”

”… ertesi sabah (…) derhal giyinip köşke gittim, yatak odasında idi; banyodan yeni çıkmış, sırtında bornoz, günlük gazeteleri gözden geçiriyordu; üzerinde, ilk bakışta sezilen, bir sinirlilik hâli vardı; beni görünce azarlar gibi sordu: ‘- …bu zorbalar kimlerdir, onları kim seçecektir?’ Şaşırmıştım, kekeledim: ‘- … hangi zorbalar Paşam?’, daha sert ve yüksek sesle, ‘- efendim sen, dün akşam üstü bana getirdiğin kâğıtları okumadın mı?’ ‘- … biraz okumuştum Paşam!’…”

”…hah işte orada bahsedilen, bütün kuvvetleri nefsinde toplayıp tek partiyi, tabii dolayısıyla devleti ve memleketi kendi başlarına idâre edecek olan ‘Yüksek Meclis’ azasını… diyorum; onları kim seçecek? Bu zorbalar heyeti, kuvvet ve selâhiyetlerini kimden ve nasıl alacak? Hayret! Hayret-i uzmâ! Bu ne sakat düşüncedir, bu nasıl zihniyettir; görülüyor ki, varmak istediğimiz hedef, henüz en yakın arkadaşlar tarafından bile, zerre kadar anlaşılmış değildir…”

”…kalktım kütüphaneye geçtim; istediği nizamnâme ve programı bulduktan sonra, bahis konusu olan evrakı, bir kere daha gözden geçirdim; gerek nizamnâme gerek program, o zamanın tek partili totaliter idârelerindeki esaslara göre kaleme alınmıştı; başta, azası mahdût, fakat kudret ve selâhiyeti sınırsız (İtalya’daki ‘Yüksek Faşist Konseyi’ne benzer) bir heyet tasavvur ediliyordu. Bütün kararları bu ‘âli hey’et’ veriyor, Büyük Millet Meclisi bir şekilden ibaret kalıyordu. İtalya ve Almanya’da olduğu gibi, üniformalı gençlik teşkilâtı kuruluyordu. Bir kelime ile, tam manâsıyla Faşizm!..” (bkz. ‘Atatürk’ten Hatıralar’, Cilt 1. s. 58/59. / 1978)

Gâzi, öfkelendiği bu olay üzerine, alelacele İsmet Paşa ile Recep Bey ‘i Çankaya ‘ya çağırtmış; üçü kütüphaneye çekilip, birkaç saat görüşmüşler; o an için iş tatlıya bağlanmış; yeni Program ve Nizamnâme ‘den, İtalyan Yüksek Faşist Konseyi (benzeri ‘Âli Meclis’ çıkarılmış; ama esas yapı, totaliterliğin faşizan anlayışı -dolayısıyla uygulaması- imkânları alıkonulmuştur; aksi halde, ben, babamın tebrik kartlarının zarflarını daktilo ederken, ‘Bay Cemal Bardakçı / Konya Valisi ve CHP İl Başkanı) / Konya” gibi -en hafif deyimle ‘tuhaf’- bir adres yazmak zorunda kalır mıydım?

Tevfik Rüştü Bey ne diyor?

G âzi ‘nin düşüncesi bu olabilir miydi? İşte orada, onun değişmez Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey’in (Aras) dediklerine kulak vereceğiz:

”Çankaya’yı ziyâretimde Gâzi’yi yine yalnız bulmuştum, elindeki kâğıtları bana göstererek dedi ki: ‘-… inanılmaz şey! Ben memleketi hâlâ tek parti ile idâre etmekten utanıyorum; halbuki bazı arkadaşlarımız bu hâli devamlı yapmak istiyorlar!..’…” (Tevfik Rüştü Aras / Görüşlerim 2, s. 2)

Macerâ nereye bağlanmıştır? Merak edenlerin, söyleşinin başında aktardığım sözleri bir kere daha gözden geçirmesi, meraklarını gidermeye yetecektir.

Cumhuriyet, 28.03.2005