“…´TEKEL´i Savunmak, ´Vatan´ı Savunmaktır!..”

…şu hepsi doğru, hayli uyarıcı ve ‘bittecrübe sâbit’ satırları, kim yazmış olabilir?

”…’özelleştirme’, rekâbet değil, ‘tekelleşme’ getirir; Türkiye’de, ‘özelleştirme’ olan her sektörde, ‘tekelleşme’ eğilimlerinin arttığı, ya da mutlaka ‘tekelleşme’nin olduğu, sâbittir. TEKEL’in tasfiyesi de, sektörün rekâbete açılmasına hiçbir katkı sağlamayacak, kamu tekelinin yerini, en acımasız pazarlama stratejilerini uygulayan ‘yabancı’ tekeller alacaktır…”

”…’özelleştirme’, ‘yeni sömürgeciliğin’ en sinsi aracıdır. (buraya dikkat!) ‘Liberal ekonominin gereği’ diye kitlelere yutturulan ‘özelleştirmeler’; gelişmekte olan ülkelerin, sınai kalkınma motoru olan kaynakların, yabancı küresel güçlerin denetimine geçmesini sağlayan, en etkili araçtır. ‘Özelleştirmeler’, ekonomik ve siyasal bağımsızlığın, sonunu getirir. TEKEL, ekonomik bağımsızlığımızı sürdürmemizin, en önemli dayanaklarından biridir; o nedenle TEKEL’i savunmak, vatanı savunmaktır!..”

Kuşkusuz yazmış olan, her kimse; herhalde Başkan Bush Jr ‘a, Allahın günü ‘Uzaydan gelen ses’ veya AB ‘nin, ülkemize sağlayacağı nimet, ya da hâlâ küresel işadamı saltanatı süren, falanca ‘müflis’ milyarderin, ‘çapkınlıkları’ üzerine ahkâm kesen, Media ‘mız değil! Bu satırlar, büyük bir sendikanın Genel Yönetim Kurulu ‘ndan çıkmış; bu ses, İşçi Sınıfı ‘ndan yükselmiştir; merakı celbeden nokta, artık özgür addedilen basınımızda -solcu geçinen bazıları dahil- bu uyarıların nedense hiç yankılanmayışı!.. Sık sık, ülkemizde varsayılan demokrasinin, düpedüz ‘topal’ olduğunu söyleyip durmaz mıyım; alın size elle tutulabilecek, taş gibi bir kanıt daha…

‘Topallık’ asıl nerede idi?

M eraklısı elbet biliyor: yeryüzünün en büyük ‘Demokratik (Burjuva) Devrimi, Fransız İhtilâl-i Kebiri’ dir ki ülkedeki egemenliği ‘bilâ- kayd-ü-şart’ Soylular’dan Halk’a geçirmiş; iktidarın ancak, onun tarafından serbest seçimlerle belirlenebileceğini; çoğunluğun ‘iktidarı’, azınlığınsa ‘muhalefeti’ oluşturacağını ilân etmiştir. Aslında ihtilâli yapanlar, şehirli (burjuva) tüccar sınıfıyla, ameleler (işçi sınıfı) ve köylülerdi; bunların ilkine (Liberal, ya da Muhafazakâr) Sağcılar, sonrakine (Sosyal Demokrat, Sosyalist, ya da Komünist) Solcular denilmiştir. Demokrasi halkın (seçmenin) tercihine göre, bu iki güçten birinin yönetimi ele almasıyla, ötekinin denetimi (muhalefeti); uygulamasıyla yürür; her iki tarafın da birer ‘yaptırım gücü’ mevcuttur; burjuvazi, ‘Sermaye Gücü’ nü, İşçi Sınıfı ise, ‘Üretim Gücü’ nü kullanır; ilkine ‘Lokavt’ , ikincisine ‘Grev’ denir.

Türkiye Cumhuriyeti ‘nin kendisine örnek edindiği, Batı demokrasilerinden hangisini ele alsanız, ‘Sistem’ in böyle işlediğini görürsünüz. Türk Demokrasisi’nin ‘topallığı’, hareket ve ilk uygulama aşamasında, işe Solcu ve Sol’dan başladığı halde; sonradan İşçi Sınıfı’nı (Üretim Gücü’nü) devre dışı bırakmasından ileri geliyor , öyle ki, Sol ‘un klâsik partileri (Sosyalist, Komünist vs.) yasaklanmakla kalmamış; sendikaların faaliyeti de iyice kısıtlanarak, -hele son yıllarda KİT ‘lere inhisar ettirilmiştir: ‘özel’ sanayi işletmelerinde Sendikacılık handiyse yasaktı. Bu durum elbette Türkiye ‘de Demokrasi ‘yi, demokrasi olmaktan çıkarıp, belirgin bir oligarşiye (Burjuvazi+ Bürokrasi) dönüştürüyordu.

‘Topallık’ işte burada idi, çünkü çaresiz kalırsa itiraz edip, ‘Üretim Gücü’ nü -yâni Genel Grevi – kullanamayan İşçi Sınıfı , duruma baş eğmiş; sendikalar ise basbayağı ‘devlet dairesi’ ne dönüşmüştü.

‘Özelleştirme’yle mücadele ülke savunması’

İ tirafa mecburuz: bu ‘topallık’ , ‘Emperyalist ‘Sistem’ in dışardan ‘özgürlüğümüzü’ kısıtlayıp ‘bağımsızlığımızı’ hiçe saymasını kolaylaştırmıştır. İşçiler, gerçek bir demokrasinin ancak Sosyalizm ‘e açık bir halk rejimi olduğunu, yeni yeni anlıyorlar; hele KİT ‘lerin -yağma Hasan ‘ın böreği- dağıtılması; yâni haksız ve hileli ‘özelleştirmeler’ , yalnız günlük nafakalarını değil, geleceklerini de tehdide başladı. İşte Genel-İş Sendikası Yönetim Kurulu ‘ndan yükselen çığlıklar, buna karşıdır; bu da yükselen ‘dip dalgası’ nda, demokrasinin sol kolu işçilerin de, yerini aldığına önemli bir işaret; Sendika ‘Genişletilmiş Başkanlar Kurulu’ , olaya ağırlığını nasıl da koymuş, bir bakar mısınız:

”… Türkiye’yi, ekonomik ve siyasal anlamda zayıflatma; ‘küresel’ güçlerin, bölüşüm sahası haline getirme oyunu; büyük bir dikkat ve titizlikle, sürdürülmektedir. Ne yazık ki, siyasal iktidar ve küresel güçlerin işbirlikçilerinin ortaklığı; bu tezgâha, her gün yeni bir ilmik atmaktadır. SEKA, Köy Hizmetleri’nin kapatılması, TELEKOM, TÜPRAŞ, SSK Hastaneleri’nin devri ve en nihayet TEKEL; bu tezgâhın, son ilmikleridir. İşler tamamlandığında, resmin bütünü ortaya çıkacak ve geriye Türkiye diye bir şeyin kalmadığı, anlaşılacaktır. ‘Özelleştirme’ karşıtı mücâdele, sadece ilgili kurumların değil, ülkenin savunulmasıdır. Mücâdele artık hattan çıkmış, satha yükselmiştir…” (17 Ocak 2005)

Durumun ciddiyeti, (yoksa vahâmeti mi?) açıkça görülüyor. Yanlış mıyım?

Cumhuriyet, 31.01.2005