Yarın Dergisi

Kasım 2004

‘Maarif, Ekonomi ve Savunma Millileştirilmeli’

Küreselci saldırganlığa karşı Avrasya da somut bir alternatif ortaya çıkmadı. Ancak Asya, Doğu ve Avrasyalı kimlik tanımları giderek daha bir öne çıkıyor. Özellikle din(ler) ve uygarlık ilişkisinin altı çiziliyor. Biz, Türkiye olarak nerede duruyoruz?

Biz tabii ki, Asyalıyız. Her açıdan Doğu’ya aidiz. Huntington’ın ‘Medeniyetler Çatışması’ isimli kitabının ikinci başlığı, “Dünyanın Yeniden Düzenlen-mesi”. Yani dinler çatışacak da dünya yeniden düzenlenecek, diyor. Doğrusu ben de uyanmamıştım önce. Burada Katolik-Ortodoks farkına da vurgu var. Yani bunlar, Rusya’yı da yola getirmek niyetindeler aslında. Çünkü Rusya kontrollerinden çıktı. Yeltsin varken her şey yolundaydı, Putin tamamen kontrollerinden çıktı. Bir de orada Avrasya kuruluyor, bu çok tehlikeli, bunun çaresini arıyorlar. Bunun birinci çaresi Ortodoks nüfusu üzerinde kontrol sağlayabilmek. Bunu da Ruslar Moskova Patriği saye-sinde engelliyorlar. Rusya’da Ortodoks patrikhanesi var, bütün Ortodoksların hamisi olduğunu iddia ediyor. Bizde de Fener var, aynı iddiada. Dolayısı ile, biz bu işe yalnız Ortadoğu dolayısıyla değil, Rusya dolayısıyla da taraf oluyoruz. Çünkü patrikhane burada, patrikhane burada olduğu için buradan Rusya’ya yönelik de hareket yapıyorlar. Aynı planın iki kolu birden burada çalışıyor, iki türlü, daha çetrefilli çalışıyorlar. Rusya tarafıyla ilgilenmiyoruz, çünkü Ortodokslarla ilgilenmeme gibi bir yanlışımız var. Ortodokslar bizim en yakınımız aslında, kafa olarak da bize en yakınlar. Çünkü onlar Hıris-tiyanlıkta öbürleriyle anlaşamıyorlar. Bundan dolayı onlarla anlaşabiliriz ama biz uzak duruyoruz onlara. Çünkü Amerika’nın tercih ettiği, Rusya’nın Ortodoksluğu değil, ki o mistik ve Asyalı. Amerika’nın tercih ettiği, Yunanlıların Ortodoksluğu, o ise mistik değil ve Avrupalı. Çünkü Avrupalı’nın mantığı, ticaret, kâr esası üzerine kurulmuştur.

Bir Osmanlı-Rus ortak kültür havzasından mı bahsediyorsunuz?

Evet. Biz aynı ortak kültür havzasındanız. Asyalıyız. Mesela bakın, bizim siyasî hayatımız Ruslarınkinden farklı değil. Bizim imparatorluğumuzda bakıyorsun, padi-şahımız aynı zamanda halife. Halife ama halifeliği icra etmez, halifeliği Şeyhü’l-İslam’a bırakır ve Şeyhü’l İslam onun emrindedir. Yani bizde dinin devlete hakim olması diye bir şey hiç olmamış. Bu Asya’da olmuyor, Asya halkı başka. Bizde yok, ben merak ettim öbürlerini kurcalıyorum, Ruslara bakıyorum onlarda da yok. Mesela bizde ırk tefriki, ırkçılık yoktur. Arap gelir, yanına oturur ya da zenci gelir oturur, hiç mesele değildir. Rus da hiç aldırmıyor. Bakıyorsun Cengiz Han Moğol’dur ama orduları Türk. Mete Han Türk’tür, ama orduları Moğol’dur. Şimdi Ruslar, mesela… Sovyetler Birliği Ortodoks. Rus diye hesaplanıyor, ikinci Dünya Savaşı’nda en iyi ordu onlarınkiydi, Kızılordu. Yarısından çoğu Türk’tü onların, Türkler savaştılar. Hepsinde madalyalar var, görüyorsun, takıyorlar. Bu Asya’ya mahsus bir şey, yani Asyalıların formasyonu Avrupalılardan çok farklı. Devlet anlayışları da farklı, oradan incelemeye başlayınca çok enteresan bir şey çıkıyor.

Bu yüzden Amerikalılar Ortadoğu’da tutunamayacaklar. Neden? Hesaba katmadıkları bir gerçek var; Asya gerçeği. O da nedir? Asyalılar ölebilme kabiliyetine sahip. Halbuki Avrupalılar ve Amerikalılar o kabiliyete sahip değil. Amerikalılar henüz ölümü bile bilmiyorlar. Avrupalılar biraz öğrendiler. Ama ölüm Asya’da bilinir. Bin bir türü ile. Ölümle yüzleşilmiştir. Ölümden korkulmaz. Bir bakıyorsun, Asyalılar bomba haline geliyor, gidip oraları uçuruyor, buraları patlatıyor. Ve sonunda Batılıların büyük bir cesaretle ve hakimiyetle dünyaya ilan ettikleri bir gerçeğin aksini kanıtlıyorlar.

İki farklı uygarlık mıdır; Asya ve Avrupa?

Mesele şu: Zannediyorum ki Avrupa’nın devlet anlayışı ile Asya’nın devlet anlayışındaki büyük farklılıktan doğuyor iş. Çünkü Avrupa’nın devlet anlayışına baktığın zaman Roma’ya dayanıyor. Avrupa’daki bütün büyük devletler Roma’ya heves ediyorlar. Hepsi zamanında bir yerlerde Roma ismini almışlar. Roma, oligarşik bir devlet, tamamen kâra, paraya, avantaja ve fethe dayanıyor. Bunların demokrasisi var. O demokrasiye bakı-yorsun, Yunan Demokrasisi. Yunan Demokrasisine bakıyorsun; demokrasi yalnız zenginler için. Diğer insanlar için demokrasi filan yok, köleye yok, kadına yok, çocuğa yok, yabancılara yok. Sadece orada doğmuş erkekler için demokrasi var. Yani tam bir oligarşi, Yunanistan.

Peki bu bunu nerden almış? Kurcaladığın zaman görüyorsun ki Mezopotamya’dan almış. Mezopotamya nerden almış? Eski Mısır’dan. Şimdi burada bir kapalı devre var. Bu kapalı devre Avrupa’yı yapıyor. Bunlar tam manasıyla oligarşik; bir azınlık hakimiyeti üzerine kurulu ve tamamen her şeyi kâr açısından düşünen kişiler. Bunlar ganimet peşinde, ortalığı dağıtmak, yemek peşinde insanlar. Halbuki Asya böyle değil. Asya ölümü üç bin sene evvel keşfetmiş. Dünyanın asıl kralı ölümdür, diyor.

Bir kere onu aşmış. İkincisi, servet duygusunu aşmış. “Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi / Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan” diyor. Asya için aslolan dünyadaki hayatını doğru dürüst yaşayıp, çekip gitmek. Asyalılar böyle bakıyor. Rus da böyle bakıyor, Türk de böyle bakıyor, Çinli de böyle bakıyor, hepsi böyle bakıyor. Asya’nın yapısında var bu. Onun için Birleşik Amerika Vietnam’da kaybediyor, onun için Pakistan’da, Afganistan’da kaybediyor, onun için Irak’ta rezil oluyor. Nereye düşse rezil olacak, çünkü oradaki halk o geldiği zaman birden aslan kesiliyor. Çocuklar bile bombayı alıp uçuyor, onları da uçuruyor. Netice tamamen Amerika’nın aleyhine dönecek. Bir kere Asya’da henüz pekişmemiş, yerleşmemiş olan üniter devlet fikrini sağlamlaştıracaklar. Bu sayede taş gibi olacak Asya, çünkü bizde bile görünmeye başladı.

Batıda ise, sistem aynen Roma gibi gidiyor. Roma nasıl çalışıyorsa, Batı dediğimiz sitem aynen, aslında Mısır gibi demek daha doğru olur. Orada başlamış. Yani köleler olacak, onların üzerinde halk ola-cak, onların üzerinde asıl yönetici olacak.

Halka yaptıklarına baksana sen, halkı özellikle cahil yetiştiriyorlar. Amerikalılar cahil, cahil insanlar. Bilmiyorlar, ama bilsinler istenmiyor ki! Bilecek olanlar ayrı yere alınıyor, onlarla ayrı yaşanıyor, onlara ayrı para veriliyor. Bir oligarşi olacak, bir para oligarşisi dünyaya hükmedecek, bunların mantığı bu. Ama hataları oluyor. Hataları hep olur, çünkü bir şeyi hep unutuyorlar. Büyük fatihlerden Asya’ya gidip de başarı kazanan yok. Ne İskender, ne Napolyon! Hiçbiri başaramamıştır. Asya’ya girdin mi, kayıpsın. Asya öyle bir yer. Bu mantığı göremiyorlar. Asya’nın çok başka bir kavim olduğunu, Asyalıların çok başka insanlar olduklarını, olaylara başka türlü baktıklarını göremiyorlar. Hakikatten de öyle bakıyorlar. Bana bir arkadaşım çok enteresan bir şey anlattı, Ruslarla benzerlik hakkında. Solcu bir arkadaş orada iş yapıyor, dedi ki: “Ticaret Bakanını görmem lazım geldi, Ruslar çok bürokrattır, bu işlerde çok zorluk çıkarırlar, bakanlarının burnu büyüktür diye biliyoruz hep. Ben kaygılar içinde gittim. Bir kız karşıladı beni, ‘Bakan bey sizi bekliyor’ dediler. Beni hiç bekletmeden Bakanın yanına aldılar, içeri bir girdim, adam ceketini sandalyeye asmış, oturmuş mandalina soyuyor. Beni görünce ‘Gel gel, mandalina çok güzel sana da vereyim’ dedi. Birden kendimi İstanbul’da, Türkiye’de hissettim.”

Yani mentalite aynı, bunları ciddiye almıyor Doğu. Doğu dünyevî şeyleri ciddiye almıyor, çünkü geçici olduğunu biliyor hepsinin. Şöyle demiş Dugin, Bak ne diyor: “İstanbul Türklerin eline geçinceye kadar Roma ile Konstantinopol iki ayrı ve farklı dünya idi. Yani Roma ile Bizans. Jeopolitik, siyasî, iktisadî ve kültürel çıkarlarıyla olduğu kadar bütün entelektüel inanç mutlaklığı ve mantıksal bağımlılığı ile de böyleydi bu. Böylece kiliselerin farklılığını önceden yansıtan ve belirleyen, tevile mahal bırakmayacak şekilde önceden tespit edilmiş iki büyük Hıristiyan alan oluşuyordu.” Birbirlerinden ayırıyor. Bunlar birbirlerinden farklı şeyler. “Batı, Thomas Aquinas’ın akılcı, rasyonel teolojisine dayanmaktadır. Doğu ise Aziz Gregory Palamas’ın metinlerinde parıldayan mistik teoloji çizgisine dayanmıştır. Palamas’a karşı Thomas Aquinas. işte Hıristiyan Doğu ile Hıristiyan Batının jeopolitik ikiliğinin iç yüzünü yansıtan gerçek. Teolojik bir formül.

Ortadoğu ve yerel kiliselerin vaazlarındaki yorumlar ve buna karşılık Katolik yani rasyonel bir teoloji. Avrupa krallarının dünyevî işlerinde Papalığın diktası ve tek kutsal ayin dili olarak Latince’nin egemenliği. Çok net görüyor, kendilerini katiyen onlardan saymıyorlar. “Böyle bir alakamız yok, onlar çok başka” diyorlar. Çünkü burada Roma ağır basıyor.

Avrupa Birliği zaten Roma ile kendine bir geçmiş kurguluyor..

Evet. Avrupa’ya baktığınız zaman Roma’yı görüyorsunuz. Hatta ben bunu bir yerde daha söyledim; AB, aslında Roma Germen imparatorluğu. Onu yapıyorlar. On iki tane de yıldızı koydular oraya. On iki tane azizleri vardır.

AB’nin ilk anlaşması yapılırken ben hasbelkader Paris’te idim. Anlaşma Almanya ile Fransa arasında çelik üzerine bir anlaşmaydı, yalnız ikisi. Bir tarafta Alman Başbakanı Adenauer, diğer tarafta Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, ikisi de Hıristiyan Demokrat, ikisi de Vatikan’dan emir alır. Bunu o zaman Komünist Partisi yazdı “Katolikler birleşiyor” diye. Yani neticede, nereden bakarsan bak, aynı yere geliyorsun. Batı aslında bir kere laik değil. Esasında bir tek Fransa laik. İngiltere’de laik değil, Almanya’da laik değil aslında. Bir tek Fransa sahiden laik.

AB; Roma-Germen imparatorluğunun projesidir. Bu nedenle kendisinden olduğunu kabul ettiği ülkeleri devletin içine alacaktır, kendisinden olmadığını düşündüğü ülkeleri de periferik devletler diye etrafına yerleştirip onlarla iş görecektir. Türkiye onlardan biri. Sen orada duracaksın, onların pazarı olacaksın, ne isterlerse yapacaksın, onlara işçi vereceksin ama onların devletine giremeyeceksin. Rusya’yı hiç düşünmüyorlar, Ukrayna da şüpheli. Ukrayna belki olabilir çünkü onlar Katolik sanıyorum, onların biri, Katoliktir.

Avrupa da farklı din, ırk ve kültürlere dönük hazımsızlık çok açık. Bizde de benzer öteki düşmanlığı yok mu?

Yoktur. Kesinlikle yoktur. Biz büyük bir imparatorluk kurduk, kısa bir zamanda nasıl kurduk? Çünkü Türkler girdikleri yerde kimsenin dinine, diyanetine karışmadı. ‘Ne isterlerse yapsınlar’ dedik. Baskı yapmadık, tepelerine binmedik. Baskı yapmayınca onlar bir müddet sonra kendiliğinden bize sadakat göstermeye başladılar. Hatta biliyorsun Boşnaklar, kendi arzularıyla Müslüman olmuşlardır. Halbuki Batı öyle değil, Batı bir yere girdiği zaman dinini değiştirmeye kalkıyor, dilini değiştirmeye kalkıyor, her şeyini değiştirmeye kalkıyor. Tabii o zaman da o halkın içerisinde şu kadarcık bir ulusal bilinç varsa hemen sivriliyor. Örneğin Kuzey Afrika aşağı yukarı 3-4 asır bizim elimizde kaldı. Osmanlı’nın mülküydü taa Fas’a kadar. Osmanlı’ya isyanları yoktur. Sonra son 150 senede Fransızlar aldılar bizden onları ve sonunda Cezayir’le boğaz boğaza geldiler. Tunus’ta hareket başladı, neden? Çünkü onların bir kısmını Katolik olmaya mecbur ettiler, yığdılar misyoner mekteplerini, diğer yandan ülkede Fransızca’yı mecburî kıldılar, Senegal’de çocuklara okutulan Fransızca tarih ders kitabı şöyle başlıyor: ‘Atalarımız Galyalılar uzun boylu sarışın adamlardı.’ Zencilere bunu okutuyorlar. Bu kadar ahmakça yapıyorlar, eninde sonunda bu, reaksiyonu çekiyor tabii. O yüzden Cezayir’de savaş oldu.

İngiltere, Hindistan’ı kaç asır esir tuttu, ne oldu sonra? Hintliler, silah atmadan bağımsız oldular. Kendilerini aç bırakarak bağımsız oldular. Bu başka bir insan yapısı ve Batılı kültürden tamamen farklı. Aslında Batılılaşmak demek mekanik hale gelmek ve paradan başka bir şey düşünmemek demek. Çünkü öbürleri ‘kültür’ dedikleri şeyleri kendileri beynelmilel ilan ediyorlar. Mesela diyor ki: Batı klasik müziği enternasyonal, evrensel bir müziktir. Kendileri söylüyor bunu.

Hepsini toplasan bunların nüfusu 500 milyonu geçmiyor, 6 milyarlık dünya bu. 6 milyarlık dünyada 5.5 milyar insan başka müzik dinliyor, dümtek dinliyor yani. Senin müziğin hiç umurlarında değil.

Bir yerde konuşuyorduk, Amerikalılar güçlerinden bahsediyorlardı: “Biz şöyle güçlüyüz, böyle güçlüyüz, asarız, keseriz” falan diyorlardı. “Yaparsınız” dedim, “ama kalıcı olamazsınız. Bizim tarihimizde 17 tane devlet var, bunların dışında da vardır ama onları saymıyorum. Şu anda dünyada 6 tane Türk devleti var. Bunun dışında, bizim hayatımızda insanlar yaşarken başka amaç peşindedirler, sizde başka amaç peşindedirler. Ama sizin bütün tarihiniz 250 sene, bu bizim yıkılma tarihimizdir. Biz 250 senede zor yıkıldık. Sizin bütün tarihiniz 250 sene” dedim. Sen 250 senede ne yapabilirsin ki? Zaten o yapılanların büyük bir ekseriyetini beyin göçünden yapıyorlar. Gelenlerin çoğu yabancı, yine bizden, bizim gibi yerlerden gidenler yapıyorlar, Hintliler, Araplar…

Şöyle söylemek lazım, tabii bunun vadesini tayin etmek mümkün değil ama yeryüzünde 17. yüzyılda başlayan Batı hakimiyeti sonuna gelmiştir. Bundan sonra artık Batı yeryüzüne hakim olamayacaktır. Avrasya, uygarlığın yükselen beşiğidir, arkadan Afrika gelebilir. Ama şimdi sıra Avrasya’dadır, Avrasya yükseliyor. Japonya ortada, Çin ortada, Rusya ortada. Bunlar bir asır evvel böyle değildiler. Şimdi dünyada sözü geçen ülkeler halindeler. Şimdi dünya politikasına ağırlıklarını koyabiliyorlar ve karşı taraf arpacı kumrusu gibi düşünüyor. Bunların diğerlerinden farkı şu: Avrupa ülkeleri birer avuçluk nüfuslardır. Küçük ülkelerdir hepsi, onun için birleşmeye kalkıyorlar. Amerika da kendinden ibarettir. Halbuki Çin’i bir düşün, üç tane Amerika eder. Bunlar bitmeyen kaynaklara sahip çok güçlü ülkeler, kullanılmamış çok zenginliği var bu kıtanın. Yalnız bizim Müslüman ülkelerin altında yatan petrol en az 100 sene daha dünyayı geçindirir deniyor. Bu kadar petrolü olan bir yer. Hepsi nükleer güç, Çin de nükleer güç, Hindistan da nükleer güç, Rusya da nükleer güç. Eskiden sadece Amerika nükleer güçken hadi korksunlar. Ama şimdi korkmuyorlar ki onlarda da var. Sen fırlat bir füze, bu defa o da sana atacak, iş tabi çok zorlaşacak.

Batılılaşmanın nihai hedefi olduğu söylenen Avrupa Birliğine giriş süreci ve ABD küreselciliğinin programı ile birlikte topyekün bir batı kuşatması altındayız. Peki kendi kimlik, tarih ve iddialarımız ayakta kalabilecek mi?

Türkiye’de ilk olarak yapılacak üç şey var. Bunu yapmadıkça bu işler olmaz. Maarif, ekonomi ve savunma millî olacak. Bunları sen kumanda edeceksin, el aleme kumanda ettirirsen böyle olur. Biz savunmayı NATO’ya vermişiz, ekonomiyi Amerika’ya vermişiz. Bakın Mustafa kemalin ağzından hiçbir zaman ‘Garplılaşacağız’ lafı çıkmıyor.Gazi, bütün nutuklarında ‘muasır millet olacağız’ diyor.Muasırlaşmanın muadili çağdaşlıktır, batılılaşma değil. İsmet İnönü ile birlikte başlamıştır bu batıcı değişim.. Oysa Cumhuriyet kurulur kurulmaz Mustafa Kemal’in ilk işlerinden biri Türk dil ve tarih kurumlarını kurmak olmuştur.

Dil devrimi bir doğudan ve tarihten kopuş adımı değil miydi?

Dil meselesi Gazi’nin yanlış yaptığı iki işten biridir. Ancak o müthiş gerçekçiliğiyle daha sonra yanlıştan dönmüştür. Fakat sonra gelenler sanki o bu işten vazgeçmemiş gibi kaldığı yerden devam ettiler.

Ben ilkokulun üçüncü sınıfındayken ilk önce Osmanlıca-Türkçe kılavuz geldi. Bundan sonra böyle bir dil konuşulacak denildi. Biz ufacık çocuklar bu işi alaya aldık. O zaman Cumhuriyet Halk Partisi diyecek yerde ‘Kamul Buyrul Tüz Bölemi’ diyorladı. CHP’nin özleştirilmiş hali; böyle bir sululuk çıktı ortaya. Gazeteler dalga geçti. Hele Atatürk’ün o günlerde verdiği bazı demeçleri var böyle laflar kullanmış, birden bire Kamul Buyrul Tüz Bölemi demeye başladı, ona hiç yakışmıyordu. Sonunda halkın konuştuğu dil Türkçe’dir diye karar verildi.Üniversitelerde Fransızca ve diğer dillerde eğitim veriliyordu, kaldırdılar. Böylece Mustafa Kemal bir yanlıştan dönmüş oldu.

İsmet Paşa Cumhurbaşkanı olana kadar oldu. Herkes sanıyor ki İsmet Paşa Atatürk’ün kaldığı yerden devam etti,hayır! Mustafa Kemal Paşa hayatı boyunca bağımsız bir Türkiye savaşı verdi. Hiçbir zaman batıyla ittifak yapmadı. Batılılaşma diye bir kelimeyi ağzına hiç almadı. Oysa İsmet Paşa iktidara gelir gelmez batıyla ittifak anlaşması yaptı. O anlaşmanın gizli olarak neler içerdiği sonradan meydana çıktı. 1940’lı yıllarda ben lisedeydim, o zaman birden bire Yunan Latin temeli üzerinde bir kültür devrimine kalkıştılar. Biz liselerde Yunan Latin eserlerini ders gibi okumaya başladık. Hatta Latince okutan liseler açıldı.

Bir Batı-Hıristiyan kültür dairesi var. Bu dairenin içinde bütün diller Yunan-Latin esası üzerine kurumsallaşmıştır. Bütün Avrupa dilleri Yunan-Latin sözcükleriyle dolu. Doğu’ya baktığımızda ise çok net olarak görüyoruz ki bir Doğu-İslam kültür dairesi var. Bu dairenin içinde Afganistan’dan Boşnaklara kadar bütün diller İslam dininin kökenlerini oluşturan Arapça ve Farsça üzerine kurulu.Bizim Arapça ve Farsça kelimeleri dilden kazımaya çalışmamız çok büyük bir yanlıştı.

Bu yanlış şiddetli bir şekilde 10 yıl sürdü; gençlerde çok hasar yaptı. Çünkü o zaman CHP iktidar partisiydi. Onun sözcülerinden birisi Nurullah Ataç’tı. Nurullah Ataç’ın Vatan Gazetesi’nde ‘Biz Yunanca Latince öğrenemediğimiz için geri kaldık’ diye yazılar bulursun. Alenen devletin resmi fikri olarak söyleniyordu bu. Batı Hıristiyan kültürünün tamamen adaptasyonu. İsmet Paşa zamanında bir seçkinler oligarşisi oluştu Türkiye’de. Türkiye’de ilericilik kültür bazında konuşulur halbuki ilericilik iktisat bazındadır.

Bu batıcı kültür yozlaşmasına karşı öneriniz var mı?

Batılı çocuklar kendi dillerinden 16.yüzyılda yazılmış bir eseri okuyup anlıyor, ben bile 16.yüzyılda yazılmış Fransızca bir eseri okuyup anlıyorum. Ama kendi dilimden Divan Edebiyatını anlayamıyorum. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gelip ‘tedrisatta ne yapmak lazım?’ diye sordular. Onlara da söyledim. Osmanlıca bütün liselerde mecburi ders olarak okutulmalı. Arapça ve Farsça’da ihtiyari olarak okutulmalı.Eğer bu yapılmazsa 20 yıl sonra Türkler geçmişlerinden hiçbir şey okuyamayacak hale gelecekler. Ve Türkiye ya Türkiye olacak ya bitecek.