“…Yorumsuz!..”

(Tesbit/1. Avukat Nevzat Erdemir, yabancıların toprak yağması konusunu işlerken; hepimizi birinci derecede ilgilendiren, şu önemli tesbiti yapıyor:

”… Papa, 1999 yılında yaptığı bir konuşmada, ‘Anadolu, Türkler’e bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir’ demişti: Avrupa Parlamentosu, Türkler’in Ermeniler’e soykırım yaptığı yalanını, kabul etmiş; Türkiye’yi, bu çirkin savları tanımaya çağırmıştır. Batı parlamentolarının birçoğu, aynı doğrultuda kararlar almıştır. ‘Üçlü Plan’ diye adlandırılan bu siyaset, adım adım ve sinsi bir biçimde, aynen uygulanmaktadır…”

”.. bu plan kısaca, tanıma, tazminat ve toprak olarak, özetlenmektedir. Önce Türkiye, gerçeğe aykırı bu savları ‘tanıyacak’, arkasından Ermeniler’in ‘tazminat’ ve ‘toprak’ istemleri gelecektir. Oynanan oyun budur. Doğu ve Güneydoğu’nun bir kısmını Ermeniler’e, bir kısmını ise Kürtler’e peşkeş çekme; bölgenin, başta su olmak üzere, zengin doğal kaynaklarına el koyma stratejisi, yaşama geçirilmek istenmektedir. Bu konuda çok önemli bir mesafe alınmıştır. Türkiye’nin çok önemli doğal kaynakları, yabancıların denetimine geçmiştir. Ülke toprakları, haraç mezat, yabancılara satılmaktadır. Emperyalist odaklar, ‘kısmî teslimiyet’i, yeterli görmemektedir. Türkiye, ‘tam teslimiyet’e zorlanmaktadır.” (20 Ağustos 2004, faks mesajı.)

Bu vahim ‘senaryo’ da, özellikle şu cümlenin altını çizer misiniz: ”Ülke toprakları, haraç mezat, satılmaktadır…”)

‘… 3. Tanzimat mı?..’

(Tesbit/2. Avukat Nevzat Erdemir soruna sahip çıkmış, olayın hukuku ilgilendiren veçhesini de, büyüteç altına almıştır; bu konuda diyor ki:

”…yurdumuz bir kavram ve kural karmaşası içinde, kaosa ve en kötüsü, yıkım ortamına sürüklenmektedir. Bunun en somut örneği, ‘yabancılara toprak satışını’ öngören düzenlemelerde kendine göstermiştir, şöyle ki…”

”… Anayasa Mahkemesi, yabancılara toprak satışına ilişkin yasal düzenlemeyi, (buraya dikkat) toprağın, devletin kurucu unsuru olduğu gerekçesi ile 1986 yılında iptal etmiştir. Anayasa yargısının bu kararı, gün ışığında dururken, 19 Temmuz 2003 tarihinde 14919 sayılı Yasa’nın 19. maddesi ile Tapu Yasası’nın 35. ve 36. maddeleriyle, 442 sayılı Köy Yasası’nın 87. maddesi değiştirilmiştir. (Buraya dikkat!) Bu şekilde Yasama Organı, Anayasa Mahkemesi kararlarını değiştirerek, uygulanamaz hale getirmiş, yâni fiilen ortadan kaldırmıştır. Bunun Hukuk Literatürü’ndeki adı ‘Yasaya, Anayasaya karşı hile’ dir. Hile ve desise ile yabancılara, Türkiye sınırları içinde toprak satışının yolu açılmış; yurt parçaları parsellenerek satılmaya başlanmıştır. Anayasamıza göre, ‘Yasama ve yürütme organları ile İdare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar, mahkeme kararlarını hiçbir şekilde değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktirmez!..”

”Anayasa Mahkemesi’nin, bu yoldaki tarihi ve örnek kararına aykırı; yasama tasarrufu yapılmış ve sonuçta, (buraya dikkat!) Bağımsızlık Savaşı vererek yırttığımız Sevres Anlaşması’na, zamana yayılarak işlerlik sağlamanın yolu açılmıştır. Tarihçi Murat Bardakçı, yaşanan çözülme sürecini 3. Tanzimat olarak nitelemektedir.

Bir yıllık süre içinde, 281.000 dekar yurt parçası elden çıkmıştır. Özetle yurdumuzda hukukun üstünlüğü ilkesi işlememekte, Montesquieu’nün ‘güçler ayrılığı’ ilkesi ile, ‘güç, gücü durdurur’ kuramı, yasama alanı bulamamaktadır…” (29 Eylül 2004, faks mesajı)

Vahamet açık ve acı, elle tutulacak kadar somut, iyi de, acaba devletin kuruluş felsefesine uygun mu?)

”… Gâzi, ‘ne’ demişti?..”

(Tesbit/3. … bilindiği gibi Gâzi, şehit çocuklarına öğretim sağlamak niyetiyle, Amerikalıların, Anadolu toprağında sağlık ve öğretim kurumları kurmak isteğine, 3 Ocak 1337/1921’de red cevabı verirken, şu gerekçelere dayanmıştı:

”… 1/ Yabancıların şu gayeler peşinde koştukları tespit edilmiştir: Memleketin dahilindeki mesailerinden insafsız kâr temin etmek. Bizim için en az zararlı olan yine bunlardır.”

”… 2/ Bir bölgede elde ettikleri iktisadi imtiyazlara dayanarak, ilerde kendilerine oraya sahip olma hakkını çıkarmak! (Buraya dikkat!) Bu gibilerin, memleketimiz dahilinde çalışmalarına, katiyyen müsaade edilmemesi kararlaştırılmıştır. Bu suretle hareket etmekle, yalnız kendimize değil, bütün insanlığa fevkalade büyük bir hizmet yaptığımıza kaniyiz; zira hiç şüphe yoktur ki, Harb-ı Umûmi’nin başlıca müsebbibleri, bu gibi gayeler peşinde koşan sermayedar grupları ve onlara alet olan politikacılardır..”

”… 3/İktisadi, ilmi ve insani maksatlar altında, memleketimize gelip, -gelecekte istilalar hazırlamak için- muhtelif unsurları, gerek hükümete, gerekse birbirine karşı tahrik etmek! Bu gibiler hem Harb-ı Umûmi’nin, hem de memleketimiz dahilindeki feci boğazlaşmaların başlıca müsebbiblerindendir…”

”… 4/ Ruhlarına yerleşmiş bulunan Hıristiyanlık hiss-i sâikasıyla, Hıristiyan azınlıklarla ilgilenmek; ve onlara, ister kasıtlı, ister kasıtsız; arasında yaşadıkları Müslümanlardan ayrılmak arzusunu aşılamak!…’ ‘ (Bkz. ‘Atatürk’ün Bütün Eserleri, yıl 1921)

Yorumsuz!..

Cumhuriyet, 13.10.2004