“…´Zafer´le, ´İş´ Bitmedi..”

( Tesbit / 13 …Halide Onbaşı (Edip), İzmir ‘istirdatının’ hemen sonrasında, Manisa ‘daydı; kurtarılmış şehre, bir an önce ulaşabilmek için, birkaç genç zabitle atlarına atlayıp, her tehlikeyi göze alarak, ‘İzmir’ yolunu tuttular: gece karanlık ve düşmandı, etrafta dağılmış Yunan ordusundan, firariler dolaşıyordu. Sabaha karşı, Bornova ‘ya varmışlardı. Orada Gâzi’nin ‘misâfiri’ oldu. Mustafa Kemal Paşa ‘yı, kazandığı zafer dolayısıyla, kutladığında; Paşa ‘nın ona, ne cevap verdiğini hatırlar mısınız? Ben, unutamam, demiştir ki:

”-…zaferle iş bitmedi, asıl bundan sonra birbirimizi yiyeceğiz!”

Ne demek istemişti? Bunu tam manasıyla kavrayabilmem için, yıllar geçti: Gâzi, savaşı kazanmak için birlikte çalıştığı silah arkadaşlarından çoğunun, gerçekte kendi yanında değil, Padişah ‘ın -dolayısıyla İngilizler ‘in – tarafında olduğunu ya hissediyor, ya biliyordu. İzmir ‘in kurtarılması, tabir-i marûfu ile ‘Yunanlının denize dökülmesi’, gerçi Kurtuluş Savaşı ‘nı bitiriyordu ama; içten içe, zaten başlamış olan ihtilâli öne çıkarıyordu. (Eylül 1922)

Paşa ‘nın, ilerde kendisiyle de uyuşmazlığa düşeceği, – Halide Onbaşı ‘ya anlatmak istediği buydu…)

‘Kazanırsak sonra ne yapacagız?…’

(Tesbit/14 …Erzurum Kongresi öncesinde, bilindiği gibi, Mustafa Kemal görevinden alınmış, yerine Karabekir Kâzım Paşa atanmıştı; jesti hârikadır, hiç beklenmedik bir şekilde, maiyeti erkânıyla birlikte gelir, Gâzi’nin önünde ‘esas duruşa geçerek, der ki’; ”-…kolordum ve ben, emrinizdeyiz Kumandanım!”! Bilindiği gibi, o da bilahare Mustafa Kemal ‘le uyuşmazlığa düşecek kurtarıcılardandı; çünkü o da yaptıkları işin, münhasıran Anadolu ‘yu Yunanlı ‘dan temizlemek olduğunu sanıyor; bu amaçla, Bolşevikler ‘le yakın ilişkiyi olağan sayıyordu; hatta, birçok hallerde Gâzi ‘nin işini kolaylaştırmıştır; Lenin ‘e yazdığı mektubu, Moskova ‘ya ulaştıran o değil mi?.

Oysa Gâzi ‘nin hesapları çok farklı, bunu en ziyâde hisseden, etrafındaki gençler; bunların arasında, Mazhar Müfit Bey de var; Kongre günlerinde ya da sonrasında, geceleri bir araya geldiler mi, ikide bir Paşa ‘ya sormaktadır: ”-…bütün bunlar iyi de, kazanırsak, sonra ne yapacağız? ” Gâzi , birçok geceler, susarak ya da gülümseyerek geçiştirdiği cevabını, sabaha karşı bir gece, umulmadık bir şekilde verir. Önce Mahzar Müfit ‘e, ‘hatıra defterini’ düzenli olarak tutup tutmadığını soruyor, müsbet cevap alınca, ‘git öyleyse, onu al getir’ diyor, gerilim son haddindedir; Gâzi, söze nasıl başlar bilir misiniz:

”-…yaz, önce Cumhuriyet ilân edecegiz; !…”

Ona dehşetle baktıklarını görünce, aldırmaksızın sözlerini südürür: ”-… alfabe değişecektir, kadın hakları yasalaştırılacak, öğretim ve eğitim çağdaş düzeye çıkarılacaktır…”

Söyledikleri, Mahzar Müfit Bey ‘in o kadar beklemediği, o kadar şaşırdığı sözlerdir ki; işi şakaya dökerek, bahsi kapatır; fakat, Gâzi ‘nin istediğine uymuş, söylenenleri defterine geçirmiş, Cumhuriyetin ilânı arifasine kadar hiç kimseye bu mevzuda tek kelime söylememiştir. (Temmuz 1919)

Peki ne zaman söyler? Mustafa Kemal Paşa ‘nın, 1923 sonbaharında, eski silah arkadaşlarının gittikçe daha ciddi ve yoğun bir şekilde, kendisine karşı cephe aldıklarını görerek; bir gece ansızın ”-“…yarın Cumhuriyeti ilân edeceğiz!” deyinceye kadar!.. Haberi kulaktan duymuş, işin aslını öğrenmek amacıyla, kendisine başvurmuş olan Avusturyalı Neue Peresse gazetesi muhabirine söylediği, Erzurum Kongresi’nde neden yapmak istediklerini, Mazhar Müfit Bey’in defterine kaydettirdiğini, pek güzel açıklar:

”…gidin Mazhar Müfit’i’ bulun, o sizi bu hususta tenvir edecektir!” (Sonbahar, 1923.)

‘Tasarıya resmiyet’ kazandırmak!…

Gerçek şu ki, ilerde çıkacak tartışmaları hesap ederek, amacının Emperyalizm’i mağlup edip, vatanı kurtarmaktan ibâret olmadığını; onu bir ihtilâl’in takip edeceğini, çok önceden kayda geçirmektir: bu sâyede, biliyoruz ki, nasıl Havza Mülakatı, bunun işaretlerini veriyorsa, nasıl Meclis açılıp Başkan seçildikten sonra, Lenin’e yazdığı mektup bunun deliliyse, Mahzar Müfit’e yazdırılan notlar da, Anadolu İhtilâli’nin ilk işaretleridir. (bkz. Mahzar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ankara’ya Atatürk’le Beraber)

Başka türlü acaba şöyle de söylenebilir mi? Emperyalizm’e karşı ‘tam bağımsızlık’ için başlamış ve kazanılmış olan savaş; yerini, ‘Mazlum Milletleri’ savunacak, ‘Hürriyet, Müsâvat, Uhûvvet’ (Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik) için girişilecek, bir ‘inkılâba bırakacaktı ki, henüz Saray’dan – dolayısıyla İngiltere’den- vazgeçemeyen, bazı ‘paşa’lar bunu göze alamıyordu. Gâzi ise, İstanbul ‘dan beri – ne İstanbul ‘u be, Selânik ‘ten beri -içinde sakladığı ‘sırrın, yeni bir heves olmadığını kanıtlamak için, Mazhar Müfit Bey ‘in defterine, daha o zaman, yâni Erzurum Kongresi ‘nde kaydettirerek, tarihe karşı ‘resmiyet’ kazandırmıştı.

İşin şakası…

(Tesbit / 15 ……Selânik lâfı da nereden mi çıktı? Gâzi’nin çocukluk ve ilk gençlik arkadaşı, Nuri Bey ‘in (Conker) söylediklerinden! (Bkz. Hatıralar) Paşa, daha İttihatçılar’ın kasıp kavurduğu o yıllarda, Beyaz Kule çevresindeki kahve ve meyhanelerde, güvendiği dostlarına, Türkiye ‘yi ancak ‘Cumhuriyet’ ilânının kurtaracağını söyler, hatta onlara şaka yollu, bakanlıklar dağıtırmış!..)

Cumhuriyet, 17.08.2005