“…´Zil Takıp Oynayanlar´, İşte Onlar!…”

(Çağrışım/ 1. ”…hayli büyük vitrinleri gösterişli, bir mağazadayız; süslü püslü, Musevi tezgâhtar ‘matmazel’; bilmem hangi kumaşı satmaya uğraşıyor; Perihan Hanım (annem), kuşkulu bir ifâdeyle sordu: ”- … ‘Avrupa’ mı bu kumaş? ”O tarihte, henüz küçük bir çocuktum; olay, -daha doğrusu soru- kafamda yer etmiştir. Osmanlı ‘dan Cumhuriyet ‘e geçen Anadolu; derinliklerinde ne kadar Müslüman ve Türk idiyse; kenarlarında, en çok da İstanbul, İzmir gibi, ‘komprador liman şehirlerinde ‘Batılı özentisi, alafranga’ idi…”

”… meselâ ninem, annemin annesi Zekiye Hanım; neresinden bakılsa, namazında niyazında, ‘mütedeyyin’ bir Osmanlı kadını; o kadar ‘muhafazakâr’dı ki, Menemen ‘de (İzmir) geceleri elektrik olduğu halde, handiyse 40 ‘lı yıllara kadar, bu ‘gâvur icâdını’ evine sokmamıştır. Buna mukabil, oturma odasında ‘Saatli Maarif Takvimi’ asılı durursa da; o, eczacı büyük oğlundan, ecnebi ilaç firmalarının dağıttığı, Almanya ‘da basılmış, rengârenk kızlarla süslü takvimleri isteyip, ‘misâfir odası’na asıyor…”

”… daha yüksek düzeyde, durum çok farklı sayılamaz. En önemlisini ele alalım mı? Zamanın genç ve ‘Türkçü’ yazarı Fâlih Rıfkı Bey, ‘Çanakkale Kahramanı’ Mustafa Kemal Paşa ‘yı, ilk nasıl görmüş olduğunu anlatırken; ‘en son moda macfarlan yağmurluğuyla, fazla gösterişli şıklığından’ bahseder; onu, gizlice eleştirir. Haklıdır da! Paşa’nın şıklığı ne kadar meşhursa; menşei’nin Avrupa olduğu, o kadar doğrudur…”)

Başka, çok daha önemli nedenler…

(Tesbit/1… peki, Batı Emperyalizmi ‘ne karşı, ulusallık savaşı ‘nı başlatan kim? Bizzat o değil mi? 30 ‘lu yıllarda, Yerli Malı kampanyalarıyla, hepimize ‘ulusal üretim/ulusal giyim’ heyecanını veren? ”… yerli malı, yurdun malı / her Türk onu kullanmalı!…”

‘Anadolu ihtilâli’ kadrosunun, bana sorarsanız, en vahim ve tehlikeli çelişkisi budur. Batı’lıyı, giyimde kuşamda, sofrada (yaşamakta) taklit etmeyi, ‘medeni olmak’ sanıyor; bu taklit eğilimini, Anadolu’ya ‘bizzat’ Batılılar’ın soktuğunu unutuyordu. Bilir misiniz? Avrupa Birliği sorununda, o bilinçsiz hayranlar yok mu, hâlâ o tehlikeli unutkanlık içindedirler.

Osmanlı aydını, Batılı’nın tartışılmaz ‘Dünya Hâkimiyeti’ni, ‘kültür sorunu’ olarak almıştır; çözümünüyse o öğretim ve eğitimi, toplumumuza ‘taşımak’ sanır. ‘Beyaz Kule’ (Selânik), Pera (İstanbul), Frenk Mahallesi (İzmir) aydınları, buradan türemiştir; bunların alayı, ‘tam teslim’ ‘Batıcı’ dırlar; itirazı olanlar, bilahare İstiklal Savaşı ‘nı yapıp, ‘Cumhuriyet’ i kuranlardır ki, çoğu Cihet-i Askeriye ‘den yetişme, çatışmanın başka, çok daha önemli nedenleri olduğunu anlamış olanlardır: Ulusallığı, onlar keşfettiler; ‘Kemalizm’i, onlar geliştirdiler; yalnız galiba ‘yaşama düzeni taklitçiliğinin’, kalkınma ve gelişme sorununu çözemeyeceğini, tam anlamıyla kavrayamamışlardı.

Örnek mi istersiniz, Fahrettin Paşa (Altay) hatıralarında, (bkz. ‘On Yıl Savaş’) Çankaya misafirliğini anlatırken, bu çelişkiye -farkında olmadan- iki örnek veriyor).

‘Üstyapı’, ‘altyapı’ sanılırsa…

(Örnek/1. ”… ‘Gâzi Paşa’ nın Çankaya ‘sında, bazı geceler gramofon çalınıp ‘dans oynanmaktadır’; bu işin ‘altyapısı’ değil, aslında ‘üstyapısı’; bu apaçık ortada ama, ‘Gâzi Paşa’ o günlerde, ‘mason’ olduğunu öğrendiği bir Yargıtay üyesini görevinden aldırmıştı: tesâdüf bu ya, Maşrık-ı âzam da Çankaya ‘da misafir, onu ‘affettirme’ye çabalıyor. Sonuç malûm, Gâzi Mason Cemiyeti’ni yasadışı ilan edecektir. Nasıl etmesin? Daha önce tanıdığı son iki Maşrık’ı âzam’dan birisi (Feylesof Rıza Tevfik Bey, ki ‘itilafçı’dır) Padişah adına Sevres Antlaşması ‘nı imzalamış; öbürü (‘Maliyeci’ Câvit Bey, ‘ittihatçı) Gâzi ‘ye suikast olayının, perde arkasındaki lideri olarak, İstiklal Mahkemesi’nce idama mahkûm edilmiştir…”

”… dikkat isterim: Gramofon çalıp dans oynamak, düpedüz Meşrutiyetçilik ve Tanzimatçılıktır; Mason Cemiyetleri’nin, o zamanki mahiyet ve faaliyetlerini doğru tespit edip, tedbir almak ise Cumhuriyetçilik yâni Kemalizm! (Gâzi’nin talihsizliği, aslında ‘İnkılâp Kadrosu’ nun, çokluk -Falih Rıfkı’nın İsmet Paşa için söylediği gibi- ileri Tanzimatçı’ olmasıydı. Onlar Gâzi ‘nin vefatını müteakip, Cumhuriyet ‘in aslında ‘altyapı’dan -yani siyasal, toplumsal ve ekonomik tam bağımsızlık temelinden- gelen ‘inkılapçılığını’; münhasıran ‘kültürel -yâni yaşama biçimi, öyle giyinmek, onun müziğini, edebiyatını, sinema ve tiyatrosunu beğenmek, öylesini yapmak- diye aldılar: Bu ikinci eğilimin, ‘sömürgeciliği’ gizlediğini, anlayamadılar!…”

”… şu ara zil takıp oynayanlar var ya, işte onlar!…”

Cumhuriyet, 18.10.2004